Tarih 09 Mart 2008
Kategori (Yaşanmış Öyküler) Yazan admin

Hadise ben askerdeyken oldu.Bir deniz astsubayı ile birlikte jeep içerisinde çanakkale’nin
Kirtepe köyüne gidecektik. Bir akşam üstü karargahtan çıktık. Kirtepe köyü yakınlarında yolda
giderken, jeepin farları karşıma acayip bir müfreze çıkardı. Nasıl heyecanlandım, nasıl frene
bastım, bende bilmiyorum.
Araba zınk diye durunca, astsubayım neredeyse camdan fırlayacaktı, döndü bana biraz sertçe
sordu:
-Ne var neden durdun?
Elim ayağım tir tir titriyordu, dedimki:
-Komutanım, siz görmüyormusunuz? Önümüzden tüfekli, teçhizatlı bir manga asker, yolu
bölmüş gidiyor, Bakınız , hemen ileride…

Bu askerlerin kıyafetleri şimdiki gibi değildi. Ben kim olduğunu ne olduğunu
anlamadığım için aptallaşmışken, astsubayım gözlerini ovuşturup yerinden kalktı, oturdu ve
mırıldandı:
-Çanakkale harbideki askerlerin kıyafetleri bu…
Başlarında fes var; hepsi poturlu.
-Sizde gördünüzmü komutanım?
-Görmezmiyim? Nizami adımla karşıya geçiyorlar. Biz rüya görmüyoruz değilmi?
-Hayır komutanım. Görevdeyiz ve Kirtepe köyüne gidiyoruz.
-Ama ben hayal gördüğümü sanmıyorum. Sende görüyormusun?
-Görüyorum komutanım, görüyorum. Nedir bu böyle?

Hiçbir şey söylemeden müfreze geçene kadar bekledik. Yolun karşısına geçip ağaçlık arazide
bir sis bulutu gibi kayboldular. ikimizde donduk kaldık. jeepi hareket ettirip ilerlemeye başladık.
ama ikimizinde benzi kül gibi. Kirtepe köyüne vvardığımızda bizim şoke olmuş halimizi gören
kahveden yaşlı bir amca,yarı muzip gülerek halimizi hatrımızı sordu:
-Ne o komutanım,nöbet mangasınamı rastgeldiniz yoksa?
-şey,evet…Nedir bu? anlatırmısınız?

-sizdemi gördünüz yoksa?
ihtiyar adam:
-ah komutanım,ah, diye başladı söze ve şöyle devam etti.
bu manga çanakkale savaşında nöbet tutan bir mangadır. fransızlar bu bir manga askeri şehit
etmişler o zaman, ama o şehit manganın askerleri, ne hikmettir bilinmez her akşam
güneş battıktan sonra görevini yerine getirmek için gidiyormuş gibi uzaklardan gelirler,
yolu karşıdan karşıya geçerler ormanın içine yürüyüp kaybolurlar…
nöbet mangası onlar…

Bu yazı toplamda 286, bugün ise 1 kez görüntülenmiş.

Tarih 09 Mart 2008
Kategori (Yaşanmış Öyküler) Yazan admin

“İkinci Anafartalar taarruzundan sonra, Türk birlikleri Anafarta Ovası’na ve tepelere yerleşmişti 35. Piyade Alayı 2.Bölük erlerinden Hayrabolu’lu Hüseyin alayın su ihtiyacını gidermekle görevli idi sabahın alaca karanlığında katırı ile yola çıktı.Bigalı Köyüne gidip, kuyulardan tahta, damacanalara su doldurup geriye dönüşünü akşamın karanlığına denk getirmeye çalışırdı.
Katır önde, bizim Saka Hüseyin arkada ama, yola çıkmadan evvel katırının kulağına eğilir, her defasında söylediği sözleri tekrarlardı: “Haydi, Büyük Anafarta Köyünün üstünden 35. Piyade alayının bulunduğu siperlere” katır gide-gele bu yollara alışmıştır.
Fakat yolda, Hüseyi’nin çenesi durur mu? Savaş var imiş! Yığınla yaralı taşırlar imiş, umurunda mı? O bir türkü tutturmuş gidiyordu:
“Pınar baştan bulanır
İner dağı dolanır
Al başımdan sevdayı
Buna can mı dayanır.

Rinna, rinna yarim
Rinna, rinna.”
Saka Hüseyin damacanlarına suyu doldurarak “deh” deyip akşam karanlığında yola koyulur.Siperlerde 2. Bölük su bekliyor.Yaralılar daha da çok su bekliyorlar.Birden bire, yanı başında iki karaltı beliriyor.Gavurca haykırıyorlar!
“Dur! kımıldama!”
Hayrabolulu Hüseyin’in yapacak hiç birşeyi yok akıl almaz, gene de eşi görülmemiş büyük bir zeka kıvraklığı ile; düşman erlerine gevrek gevrek gülümsemeye başlar ve eliyle, koluyla katırının sırtında sallanan su damacanalarını gösterir, “Kumandan, kumandan?…” diye geveleniyor ve büyük bir saygı ile anzak kumandanını selamlayarak “Emret gavur kumandan!” der.Derhal bir tercüman bulunur. Saka Hüseyin anlatmaya devam eder.
“Bu su damacanalarını kendi kumandanım gönderdi. Sizin yaralılarınıza hediyemizdir.Düşmanımız susamıştır, susuz kalmasınlar dedi Mülazım Efendi!” ve arkasından ilave etti.Bu sudan verinde bir bardak ben içeyim der!”
Anzak Teğmeni kıpkırmızı kesilir… Gözleri dolar.İlk iş Hüseyin’i kucaklayıp iki yanağından öpmek.İkinci iş, Hüseyin’i tartaklayan devriyeleri bir güzel fırçalamak, üçüncü iş, Hüseyin’i siperin dibine oturtup soluklandırmak, o ” comed bell” kutularından, Oxo et suyu özündeni sarma tütünden, cigara kağıtlarından, Topler çikolata paketlerinden bol bol yağdırmak…Bu aldıkları hediyeleri katırın sırtına vurur, kurnaz bir tilki gibi, siperden sipere zıplayıp kapağı ikinci bölük hattına atınca, bu sefer gözleri fal taşı gibi açılma sırası Mehmetçik’ tedir.”

Baki Vandemir Paşa
Çanakkale Savaşları Komutanlarından.

Bu yazı toplamda 209, bugün ise 0 kez görüntülenmiş.

Tarih 09 Mart 2008
Kategori (Yaşanmış Öyküler) Yazan admin

“Edincikli Mehmet Er’in bir top mermisinin parçaladığı konumdan kanlar içerisinde bir et parçası sarkmaktadır.Yalvarırcasına:

“Komutanım ne olur şu kolumu kes!”
Sağ eliyle yakaladığı ve tuttuğu sarkık kola bakan Teğmen donmuştur.Edincikli Mehmet Er tek ve emin sesi ile tekrarlar:
“Allah Aşkına, Allah Rızası için kes şu kolumu!!!”
Bu ilahi cümleleri eimr gibi işiten Teğmen Saip, bıcağı kola kola vurur.Gık bile dememiştir, Edincikli Mehmet.Bir sağ elindeki kola, bir ileride Allah! Allah! nidaları arasında çarpışan erlere bakar ve kolu fırlatır: “Bu kol vatana feda olsun,” der.Yerdeki et parçalrından başını kaldıran Teğmen’in karşısında kimse yoktur.Çünkü, Edincikli, Hakla alış verişe başlayınca herşeyi, acıyı, özlemleri unutuyor, rahmet deryalarında, tecelli dalgalarında yıkanıp arınırken, kolunun fani bedenden ayrılma işlemini duymuyordu.O ateş, o yangın fakat getirilmez feryatlar içinde, edincikli bu cehennemi ateş altında kendinden geçti.Bir avuç istek ve özlem halinde yandı, tüttü.
Edincikli Mehmet, çoktan kolunun öcünü almak için vatan için Allah için hücum saflarına katılmıştı.Alayların içine karışır, teke tek vuruşur.Onu durdurmak mümkün değil artık, yine harikalar gösterir, bire bir dövüşür, bire on dövüşür, bire yüz dövüşür… Allah’ın yardımıyla haklamadığı kafir kalmaz. Ama kaderden kaçılmaz ki! Kolunun kopmasıyla kaybettiği kan onu halsiz düşürmeye başlamış Edincikli’ye şimdi de şehitlik mertebesi ekleniyordu.Güzel yüzü soldu, sarardı, canı teninden süzüldü…Gözü dünyaya kapandı…”

Teğmen SAİP
Çanakkale Savaşlarından
12. Alay 1. Bölük Komutanı

Bu yazı toplamda 255, bugün ise 0 kez görüntülenmiş.